Akıl ve Nefis Arasındaki Gerilim: Baş Düşman Nefis mi?
“Sorumlulukların zorluğuna takılan ve yasaklanan şeylerin cazibesine kapılan” genellikle bilinçaltımızdır, yani halk arasındaki tabiriyle nefsimizdir. Nefis, yapılması gereken bir sorumluluğun “zor” veya “gereksiz” olduğunu iddia ederken, yasaklanan o şeyin cazibesini adeta “aşkla” savunur. Bu nedenle, bilinçaltı (nefis) ile irade arasında sürekli bir gerilim vardır.
Peki, nefis neden iradeyle bu kadar zıtlaşır?
- Anlık Haz Peşinde: Nefsin çalışma mekanizması bilinçten farklıdır. Ona göre mutluluk genellikle bedenle ilgilidir ve anlık karşılanması gerekir. Geleceğe dönük bir iyiliğe veya uzun vadeli bir faydaya nefsi ikna etmek çok zordur. Bedenine doğrudan bir haz vermeyen bir konuda nefsi motive etmek neredeyse imkânsızdır.
- “Konfor Alanı” Cenneti: Nefse göre, saf mutluluk iradenin devre dışı kalması, yani hiçbir zorlamanın ve sorumluluğun olmamasıyla mümkündür. Ama unutmayalım, bu “mutluluk” talebi çok uzun sürmez! Hayatın dört bir yanından gelen sorumluluklar bizi hazzı ertelemeye ve sadece bedensel tatmin dışında kaynaklara odaklanmaya mecbur eder. İşte tam da bu yüzden irademiz çalışmak zorunda kalır. Nefsin bu “hep keyifli olma” talebinin gerçek hayatta pek karşılığı yoktur.
Aklın Rolü: İradenin Mücadeleye Başlama Sinyali
İradenin bilinçaltıyla (nefis) savaşına asıl start veren akıldır. Çünkü hayatımızdaki tüm sorumluluklar yahut kaçınmamız gereken yasaklar, nihayetinde birer bilgidir.
- Bilgi Yoksa İrade Çalışmaz: İnsan aklı, bir şeyin yapılmasının gerekliliğine veya bir şeyden uzak durulmasının zorunluluğuna dair bir bilgi aldığında, irade hemen o bilgiye uygun eyleme geçmek ister. Eğer bir konuda yeterli bilgin yoksa, iraden aksiyona geçmeyecektir. İşte bu yüzden “cahillik mutluluktur” derler; bilmediğin zararı görmediğin sürece nefsin rahatını bozmaz.
- Alışkanlıklar ve Bilgi: Diyelim ki zararlı bir alışkanlığın var ama bunun zararını bilmiyorsun. O alışkanlık nefsin için bir konfor alanı yaratır. Ancak zararlı olduğu bilgisine sahip olduğun anda, iraden kıpırdamaya başlar. Tabi, bu durum konforu tehlikeye giren nefsi de rahatsız eder!
Nefsi İkna Etmek: Bilginin Dönüşümü ve Erdemlerin Gücü
Akıl ve nefis arasındaki bu mücadelede, asıl hedef nefsi “ikna” etmektir. Akıl, bilgi ve mantıkla çalışır; ama nefis hislerle, deneyimlerle ve hazlarla ikna olur.
Bir zararlı alışkanlığı terk etmeye başladığında, başta iraden devrededir ve nefsin direnişiyle karşılaşırsın. Ama bu mücadele, o eylemin faydasını fiilen görüp, nefsin bu faydadan haz almaya başlayıncaya dek devam eder. Mesela düzenli ders çalışmaya başladığında, başta sıkıntı çekersin. Ama notların yükseldikçe, başarı hissiyle gelen tatmin nefsinin de “evet, bu iyi bir şeymiş!” demesini sağlar.
Bu noktada şunu unutmayalım:
- Bilgi Hayati Önemde: Bilgi yoksa irade tam randımanlı çalışmaz. Bu bilgiyi ya sağlam kaynaklardan edinmelisin ya da bizzat tecrübe etmelisin. Ancak ömrümüz tecrübe etmek için çok kısa. Bu yüzden çevremiz, ailemiz, kültürümüz ve özellikle de güvenilir bilgi kaynakları (kitaplar, makaleler, uzmanlar) hayati bir rol oynar.
- Gençlik Hızlı Geçer: Özellikle öğrenim hayatında ve gençlik döneminde, “deneme yanılma” lüksün çok az. Doğru ve yanlış, iyi ve kötü hakkında güvendiğin kaynaklardan kendini kontrol etmek, sağlam bir bilgi zemini oluşturmak sana çok zaman kazandırır.
Unutma: Akıl bilince ikna olur ama nefis veya bilinçaltı hissedince ikna olur. İradeni güçlendirmenin yolu, hem doğru bilgiyle aklını aydınlatmaktan hem de bu bilginin pratik faydalarını deneyimleyerek nefsinin de o “hazzı” hissetmesini sağlamaktan geçer.
Bu yazıda edindiğin bilgiler ışığında, alışkanlıklarını gözden geçir. Belki de farkında olmadan birçok alışkanlığın senin için ciddi bir tehdit oluşturuyordur. Ya da iyi olduğunu bilmediğin için hayatında yer vermediğin nice faydalı şey vardır.
Ömür kısa, gençlik hızlı geçer. Doğru bilgiyle donan, iradeni güçlendir ve nefsinin çekişmelerini doğru yöne çevir. Unutma, içindeki bu güçlerin farkına varmak, başarının ilk adımıdır!
